Share
AGARTA CELSELERİ

AGARTA CELSELERİ

Önsöz

Eski çağlarda insanlar, yeryüzünün düz olduğuna inanırlardı. Bu düşüncenin yanlışlığı anlaşıldıktan sonra insanlar bu defa Dünya’nın, evrenin merkezinde bulunduğuna inanır oldular. Bilimsel gelişmenin ışığında anlaşıldı ki, Dünya; evrenin merkezinde değil, evrenin bir köşesinde bir nokta gibi kalan, bununla beraber bünyesinde milyarlarca yıldızı barındıran Samanyolu galaksisinin içinde bir yıldıza bağlı bir gezegendir. Bunlara rağmen bugün insanlık evrendeki tek akıllı yaratık olduğu düşünce ve iddiasındadır. Bu düşünce ve iddia yukarıda bahsettiğimiz diğer düşüncelerden pek farklı değildir. Çok yakın bir gelecekte insanlık evrendeki en akıllı tek yaratık olmadığını anlayacaktır. Bırakın evreni, şaşırtıcı gelse bile bugünkü yeryüzü insanlığı Dünya’daki tek akıllı yaratık olmadığını da anlayacaktır.

Bugün pek çok insan tarafından kabul edilmiş bulunan evrendeki tek ,akıllı yaratık olma düşünce ve iddiasına karşı verilebilecek iki kısa cevap vardır. Birincisi; herhangi bir konuda bilgi sahibi olunmadan o konu hakkında doğru düşünülemeyeceğidir. İkincisi ise Einstein’in bir cümlesidir; “Bir önyargıyı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur.” Kur’ an’ da cin ve iblis türü şuur sahibi yaratıklardan bahsedilir. Bu nedenle farklı boyutlarda yaşanakla birlikte; Kuran, zaten insanın yaratılmışlık içindeki tek akıllı varlık olmadığını ortaya koymaktadır. Burada bahsedilecek bir diğer husus şudur: Peygamberimiz Hz. Muhammed on sekiz bin alem halkının şefaatini Rab’ be karşı üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla birbirinden farklı on sekiz bin alemde yaşayan halkları da hesaba katmak gerekir.

İşte daima bir bilmezlik sınırı ile kuşatılmış bulunan insanlık bu sınırı pekçok yol ve yöntem ile zorladıkça yaratılış içindeki farklı gerçekler ile karşılaşmaktadır. Bir noktadan sonra İnsanlık, kendisi dışındaki şuur ve akıl sahibi varlıklar, yaratıklar ve evrenlere yayılmış insanlık ailesinin diğer üyeleri ile karşı karşıya gelecektir. Bu karşılaştıkları göz ile görünebilir varlıklar olabileceği gibi göz ile görünmeyen farklı boyut ve vibrasyonel seviyedeki varlıklar da olabilecektir. Her türlü eksikliğini gidermek, tekamül ederek dünya okulundan mezun olmak için dünyada öğrenimde bulunan ama potansiyel olarak ” en güzel surette yaratılan” insan varlığı kendini keşfettikçe, kendindeki güçleri devreye sokarak, bırakınız sadece bu evrende yaşayan fizik bedenli varlıkları, farklı boyutlardaki farklı vibrasyonel seviyelerdeki bizim düşündüğümüz manada bedenlere ve formlara sahip olmayan varlıkları da tanıyacaktır. Çünkü bu evrende yaşayan varlıklar ile ilişkiye girmek mümkün olabileceği gibi üst boyutlardaki evrenlerde bulunan uygarlıklarla, nihayet manevi alemlerle ve manevi alem görevlileri ile ilişkiye girmek mümkündür.
Dünyada bu tanışma ve ilişkiyi tarih boyunca gerçekleştiren insanlar olmuştur. Bugün de çeşitli yol ve yöntemler ile diğer medeniyetlerle ilişki kurmuş bulunan insanlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. Bütün bu bireysel ilişkiler insanlığı kendisi dışındaki medeniyetleri topyekun tanımaya doğru götürmektedir.

Bu kitaptaki ilişki şeklini okuyucunun anlayabileceği şekilde açıklayabilmek için belki kabul edilebilir en uygun söz “hâl ehli ” olmak ile ifade edilebilir. “Dil ehli” ile “hâl ehli” arasındaki derin farkı burada ifade etmek uygun değildir. Ama kısaca hal ehli olmayı ve ilişki biçiminin nasıl gerçekleştiğini İslam düşünürü İbn-ul Arabi’nin şu sözleri ile bir parça açıklayabiliriz: Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu “Türk-İslam Düşünürleri” adlı eserinde şöyle demektedir: “İbn-ul Arabi, peygamberlere vahyedilen şeriatın bilgisinin aynı kaynaktan, aynı biçimde bazı sufilere de geleceğini söylemiştir. Böylece İbn-ul Arabi, mutasavvıfları bir çeşit peygamber gibi anlatmak istemiştir. Ancak bunların yeni bir şeriat getirmeyeceklerini, buna karşılık peygamberlere ait manevi hallere ulaşacaklarını, islam şeriatı hakkındaki bilgilerini Hz. Muhammed’ in aldığı kaynaktan alacaklarım ileri sürmek istemiştir. Futuhat’ ta velinin bir melek aracılığı veya içine doğuşla, kendisine iletilen bilgileri alacağını belirtmiştir. Ona göre veli, Kur’ an ve kutsi hadisle sınırlanmamış hususlarda ictihatla şeriatın bazı yönlerini neshedebilir. Velinin tasavvûfî keşif yoluna dayanmayan hadisleri hükümsüz sayabileceğini de kaydetmiştir. O, Kur’an’ın son kutsal kitap olduğunu doğrulamıştır. Veliler, Kur’an kadar hak olan keşfi bilgilere sahip olabilirler. Ancak Kur’ an ve kudsî hadislerle tespit edilmiş olan esasları değiştiremezler.”

İşte “hal ehliyeti” ile “keşfi bilgi”ye ulaşılarak bu çalışmanın birinci kitabı ortaya konulmuştur. Haşa, kendimi “kul” olmanın ötesinde herhangi bir sıfata uygun bulmuyorum. Ve kitabın bugünkü yeryüzü insanlığı tarafından anlaşılıp anlaşılmama endişesinden bir hayli uzakta olduğumu ayrıca belirtmek istiyorum.

Bu çalışmanın ilk 14 celsesi, celse sonrası notlarından oluşmuştur. Sonraki celseler doğrudan kayıttır.


Celse 1 (2.11.1991)

Agartalılar Rab’ bin emri ile yeraltına inmiş ve yeryüzünü bize bırakmışlar. Bizim gelişmemizi izlemişler, bize yardım etmişler ve hala ediyorlar. Bu nedenle bizim atalarımız sayılabilirler. Rehberim bu bilgileri verdikten sonra O’nunla konuşmaya başladık. Kendisi bu görüşmeden daha önceden haberdar edilmiş. “Agarta” denilen uygarlığa ait biri. Adı ise Semiyun. Agartalılar yeraltına inmişler ve orada yaşıyorlar. Ama yeraltında yaşama bizim düşündüğümüz şekilde ilkel değil. Nasıl olsun? Onlar medeniyet olarak bizden çok ileride. Yeraltının, yerüstünün ve uzayın nimetlerinden yararlanıyorlar . Yiyeceklerini yeraltında yetiştiriyorlar. Ama aynı Güneş’ ten bizden çok daha fazla yararlanıyorlar. O’nun yaşadığı yerde de şimdi aynı gece ama yerini söylemiyor. Et yemiyorlar. Aynı hayvan türleri onlarda da var. Güneş onlar için de, bizim için de aynı yerden doğup batıyor.Vibrasyonel seviyeleri bizimle aynı, yani göz ile görünebiliyorlar. ama kendilerini insanlardan gizliyorlar. Bu zor ve sıkıcı bir durum değil. Başka gezegenler ile ilişki içindeler. Yönetimleri bir “Üstatlar Meclisi” ne bırakılmış. Onlar ise gerçekten çok değerli varlıklar ve hatasız çalışıyorlar. Alabildiğine özgürler . Evlilik kurumuna ihtiyaç göstermiyorlar, para kullanmıyorlar, bizim gibi sözleşmelere ihtiyaçları yok. Eğer biri ile yaşamak istiyorlarsa uzun süre veya kısa bir süre bir arada oluyorlar. Şayet bu ilişkide çocuk doğurmaları gerekiyorsa bunu yapıyorlar ve çocuklanı yetiştiriyorlar. Bedenleri bizimki ile hemen hemen aynı ama hastalıklı değil, hastalanmıyorlar ve çok uzun süre bedenlerini genç tutabiliyorlar. Onlar bu dünyadan ayrıldıklarında ruhani alemin çok yukarı kısımlarına doğuyorlar. Zaten oralar ile sürekli ilişki içindeler ve ölüm diye bir sorunları yok. Sürekli görüşme imkanlarına sahipler.
Bizim tarihimizi en ince noktasına kadar biliyorlar ve çok güçlü bir bilgi merkezleri var. Büyük değişim gerçekleştiğinde bizimle irtibata geçecekler ve yeni düzenin kurulmasında bize yardımcı olacaklar ama kendi medeniyetlerine ait herhangi bir araç gereci bize vermeyecekler. Onu biz kendimiz hak ederek kazanacağız. Biz yaratacağız, üreteceğiz.

Şu anda nasıl aynı dünyada birlikte yaşıyorsak o zaman da birlikte yaşayacağız. Tek fark bizim onları artık bilmemiz olacak. Bu görüşmeleri zaman zaman tekrarlayacağız.

Ben Rehberim Galip’e, “öyle bir zat ile görüşeyim ki, çok ileride kendisi ile yüz yüze görüşme yapma imkanımız olsun, bize yardıma gelecek grup içinden olsun” demiştim.

Aşağı yukarı böyle bir zatla görüştüm. bunun o zaman faydası olacağı hükmünde birleştik. Zaman ise oynak, kesinlik söz konusu değil. Ellerinde dünya insanlığının durumu ile ilgili her türlü bilgi var. Bu hadisenin insanlık için en hayırlı şekilde gerçekleşmesini arzu ediyorlar. bu nedenle tarih iki bin yılından sonra kuvvetle muhtemel ama 2, 3, 4, 5 bu değişebilir. Çünkü insanlığın durumu sürekli değişiyor.

Bizler cehennemin tam içinde yaşıyormuşuz. Ama artık bu cehennem kendi uygarlıklarını da etkilemeye başlamış ki, buna müsaade edilmeyecek.

Daha sonra görüşmek umuduyla kendisine teşekkür ettik ve Celsemizi kapattık.

Celse 2 (3.11.1991)

Celseye Rehberim Galip ile başladık. Benim niyetim önceki celse hakkında konuşmaktı. Ve doğal olarak yeni tanıştığım Semiyun hakkında sorular sormaya başladım. Galip, “Bu sorulara kendisinin cevap verebileceğini; fakat ilgili kişiye sormamın daha uygun olacağını” söyledi. Bu benim için sürprizdi. Ben görüşmenin Semiyun ile daha sonra olacağını tahmin ediyordum. “Eğer sizler uygun görürseniz görüşelim.” dedim.

Bu görüşme Semiyun için de sürpriz oldu. Görüşmeden o da haberdar değildi. Ama bu O’nun için zor bir şey değildi ve “her hal altında benimle görüşebileceğini, bunun için elbette tenha bir ortamın olması gerektiğini ama bunun bir sorun olmadığım, çok kısa sürede evine gidebileceğini” söyledi.

Görüşmemiz yine soru cevap şeklinde oldu. Ben soruları değil, cevapları toplu olarak naklediyorum. Kendisi 1.90 boyunda, ortalama boy bu kadar. Kadınlar doğal olarak daha kısa. Genellikle kumral ve renkli gözlüler ama içlerinde esmerleri de var, Şişman veya zayıf değiller. Mükemmel bir beslenme sistemine sahipler, bu yüzden şişmanlık veya zayıflık gibi hastalıklar onlarda yok. Hiçbir hastalığa sahip değiller. Çünkü hastalıkların asıl sebeplerinin manevi olduğunu biliyorlar ve ona göre manevi tedbirler almışlar. Bu nedenle vücutlarının hasta olması mümkün değil. Bize göre yegane farklılıkları saç, tüy gibi maddelerin olmaması. Ama hepsi çok güzel. İçlerinde çirkin yok. (Burada şu sözlerini de ilave etmeliyim : Çirkinliği sizin anlamanız için kullandım yoksa size verilen vücutların dahi çirkinliğinden söz edilemez. Onlar Rab’bin yarattığı çok değerli hediyelerdir. Gerçekten o vücutların ne olduğunu bilseydiniz, ondaki güzelliği anlardınız). Kendilerinin ilk çağlarında vücutlarmda kıl varmış ama zaman içinde kalkmış. Hiçbir zaman aralarında savaş olmamış. Çünkü her zaman için Rab’lerini bilmişler.

Ortalama ömür 400 yılın üzerinde. kendisinin yaşı da 200’ün üzerinde. Israrla yaşını soruyorum, “223” diyor. Ben şaşırıyorum: “Size nasıl hitap edeyim?” diyorum. Şakayla cevap veriyor, “ikimiz de orta yaşta sayılırız, bu nedenle arkadaşız.” diyor. Ama arkasından ekliyor: “Sizlere göre ben bilge biriyim.” diyor. Şu anda aynı geceyi paylaşıyoruz. Tek fark var ki, o cennette yaşıyor, ben cehennemde. “Tanrım nasip eder de buraya ziyarete gelirseniz gerçekten burasının cennet olduğunu anlarsınız” diyor. “Biz cennet yarattık, siz cehennem…” Kendisinin de evi var. Odaları var. Uykuya onların da ihtiyaçları var. Kendisi teknik konularda çalışıyor. Uzayla ilgili teknik işler yapan bölümde. Dünyadaki manada “mühendis” denilebilir. O’na okul durumunu, düzenlerini soruyorum: “Bizde, sizdeki gibi çökmüş, dejenere olmuş bir eğitim kurumu yok” diyor. “Sizdeki okullar hayat hakkında hiçbir şey öğretmiyor. Çünkü büyükler hayat hakkında hiçbir şey bilmiyor. Dolayısıyla küçükler de hayatı öğrenemiyorlar. Hayatı bilmeden, hayatı yaşamanın sonucu ise dünyayı cehenneme çevirmeniz oldu. Başka bir şey de beklenemezdi.” Onlarda olup bizde olmayan ana, temel düzenin, sistemin ne olduğunu soruyorum. Cevap aslında başka bir şey olamazdı:
“Sizin temel noksanlığınız, Rab’binize inanmamanızdır. Aramızaki temel fark, sistem budur. Biz Rab’be iman ettik. Siz ise O’nu reddediyorsunuz, O’na inanmıyorsunuz. Sonuç ortada; Biz Rab’be inanıp, iman edip, O’nun nimetlerinden yararlandık ve bir cennet yarattık. Siz ise her yerde hakim olan O’na ve O’nun nimetlerine sırt çevirdiniz. Sonunda cehennem yarattınız. Aramızdaki temel fark budur.”

Ailesinin dünkü görüşmeden haberi olmuş. “Kaç çocuğunuz var?” diyorum. Söylemiyor. Çocuklarm eğitimini soruyorum, daha ziyâde ruhsâl öğreti açısından. “Bu bizim için çok önemli” diyor. “Burada yaşayan her insan mutlaka ruhsal bilgiyi alır. Hayatı, Rab’bini öğrenir. Burada sizinkine benzeyen çalışmalar çok ciddi boyuttadır. Sizler ise bu çalışmalara inanımıyorsunuz. Bizde, sizin Derneğinizdeki gibi büyük mücadeleler olmaz, celselerimizde bunlar yoktur. Sizin durumunuz çok ayrıdır. Bu, sizin için yararlanmanız gereken bir durumdur. Genellikle bizdeki ruhsal çalışmalar şu andaki gibi seyreder. Ama bildiğiniz o büyük mücadeleler farklıdır, durum değişiktir.”
Boş zaman olarak nitelendirmemekle birlikte, biz de bu tür zamanlarımızda spor yaparız, oyun oynarız. Yaptığımız spor tamamen vücudun sağlığına uygundur. Yenme hırsı yoktur. Bu, bir savaş değildir. Sizin satrancınıza benzeyen oyunlarımız vardır. Daha ziyade zekaya dayanmaktadır. Ama satrancınızın çok daha gelişmişidir. İskambil türü oyunlarımız ise yoktur. Dünyada tekamülünü bitiren bir ruh varlığı buraya doğamaz. Onun Agarta’ya doğabilmesi için arada birkaç okulu daha bitirmesi gereklidir.
Burada yaşayan birinin aynı zamanda vazifeli olarak dünyaya doğması hatta fiziki bedenini bir süre burada bırakması veya aynı zamanda kullanması teorik olarak mümkündür. Ama gerçek hakkında şu aşamada bilgi veremem. Nüfusumuz bir milyardan biraz fazladır. (Kesin rakam vermiyor). Bizler sizin gibi değiliz. Yersizlik yapmayız ve ilahi sistemi bozmayız. Dengelere dikkat ederiz.

Sizinle ilgilendik, sizi koruduk ve size her bakımdan yardımcı olduk. Olmaya da devam ediyoruz. Eğer “Atalarınız” diye bir kavram düşünülürse buna en yakın bizleriz.

Biz de sizler gibi toplumumuzdan ve uzayın derinliklerinden haberdar olmayı arzularız, basın yayınımız vardır. Televizyonumuz vardır. Ama biz onu çok yönlü olarak kullanırız. Sizin televizyonunuz bize göre taş devrindeki bir eşya gibi kalır. Sizin bütün yayınlarınızı izleyebiliriz. ”

“Senden habardarım” dedi. Benim hakkımda çok şey biliyormuş. Evimi gördün mü? Dedim. “Hayır” dedi, “Tanrım nasip ederse bir gün görürüm.” “Bu nasıl olur, ben sizin hakkınızda bir şey bilmiyorum.” dedim. “Ama ben biliyorum. Bu da benim sırrım olarak kalsın” dedi.

Aşağı yukarı bu kadar görüştük, sonra ayrıldık. Ben ardından Galip ile görüştüm. “Rab’bin her türlü nimetinin üzerimde olduğunu” söyledi ve “Neden?” diye sordu. Kendime göre birkaç cevap verdim. Ama sonuç ne olursa olsun iyi gidiyoruz. Ben bu çalışmadan memnunum.

Şu bilgiyi de unutmadan eklemeliyim; O’na “bizdeki gibi bilginin yukarı alemden mi alındığını” soruyorum. “Hiç şüpheniz olmasın.” diyor. Bu ilahi bir yasa. ama kendileri bize göre çok daha hızlı gelişiyorlar. Bizim son yüzyılda bilgi alışımızda artış var ama onlarda, bizdeki gibi karışıklık, adaptasyonsuzluk olmuyor. Gereken bilgiyi alıp hemen hazmediyorlar ve topluma yayıyorlar. Her şey gün ve gün değişmemekle beraber muhafazakarlığı da yine tekamül açısından değerlendiriyorlar.

Celse 3

(8.11.1991)

Semiyun ile görüştüm. O’ na “benim bu konuda on-on beş yıl süresince çalışma yapmak istediğimi, bunu kabul edip edemeyeceğini” sordum. Kabul etti, söz verdi. “Biz Agartalılar bir söz verdiğimizde, onu mutlaka tutarız” dedi. Ben ise cevap olarak “Biz dünyalılar bir söz verdiğimizde, genellikle onu tutmayız” dedim ve ilave ettim “Ama ben Tanrı bana bu imkanı ve gücü verdiği müddetçe bu çalışmaya devam edeceğim. Bu benim sözüm.” dedim. O da aynı şeyi söyledi; “Tanrı bana da bu gücü ve imkanı verdiği müddetçe ben her zaman hazırım.” dedi. Ve sonra kendisinden ülkesi hakkında değerli bilgiler almaya devam ettik.

Eğitim kurumları var ama bizden çok farklı. Bizdeki okullar adeta öğretmemek için her imkana sahipler. Onlarda kitaba benzer şeyler var ama daha önemlisi her türlü bilgiye sahip ve elaltında bulunan her zaman kullanılabilen araçları var. Bu araçlar yardımı ile istenilen her bilgi, istenilen seviye ve miktarda öğrenilebiliyor. Öğrenme çok kolay ve basit yöntemlerle sağlanıyor. Bizdeki kadar zor ve yorucu değil. Belli bir maksatla bilgi öğrenilmek istendiği için bir gereksizlik hali yok. Öncelikle bilgiyi öğrenmek ihtiyacı içinde olanlara yaşam bilgisi, ruh bilgisi veriliyor. Bu konu çok önemli. Herkesin kendini, Rab’ bini, hayatını ve yaşamının maksadını bilmesi gerekiyor. Öncelikle bu ruh bilgisi öğretiliyor. Sonra çalışma yapılması gereken konu veya konularda uzmanlaşılıyor. Ulaşım bir problem değil. Bu sorunu çözmüşler. Öncelikle kendi bedenlerini bir yerden bir yere anında taşıyabiliyorlar. Bunun için ruh güçlerini kullanmaları gerekiyor. Bu genel bir durum. Bunu yapamayanlar var ama azınlıkta. Bunlar daha ziyade çocuklar. Teorik olarak bu yöntemi çok sık kullanmak bedende arızaya sebep olabiliyor. Böylece o beden kaybedilebiliyor. Bunu bildikleri için bu yöntemi sık kullanmıyorlar. Ama gelişmiş aletleri vasıtası ile bu amaca hizmet eden enerjiden yararlanıyorlar ve zahmetsizce kendilerini ve eşyalarını bu enerjilerin yardımı ile şuurlarını yitirmeden nakledebiliyorlar. Bu yöntem ile bazı yakın gezegenlere gidebiliyorlar. Fakat bu enerjiyi kullanma imkanlarının bir sınırı var. Bu nedenle ve başka nedenlerle uzaygemileri çok önemli onlar için. Yerin altında yaşamalarının bizde oluşan imaj ile bir ilgisi yok. Onlar da Güneş’ ten, yıldızlardan, yağmurda ıslanmaktan yararlanmak istiyorlar ve bu nedenle gün ışığından, yıldızlardan bizde olduğundan çok daha fazla yararlanıyorlar. Yeraltı ile yerüstü arasındaki tabaka bu konuda bir engel değil, bir sorun değil. O tabakayı bir kenara koymuşlar. Ama öyle bir düzen oluşmuş ki, üzerindeki tabaka varlığına halel gelmeden Güneş ışığını, yağmuru aynen geçiriyor. Bu arada üzerindeki Güneş’ i de izleyebiliyorlar.

Evvel emirde bir kitaba, bir peygambere, din bilgisine sahip olmamışlar. Buna gerek duyulmamış. Çünkü Rab’ lerini daima bilmişler. Zaten Rab’ leri öyle bir medeniyet kurmuş en başta. Kendi içlerinde nisbeten hataya düşenler varsa da asla bu, bir insanı öldürme, hayvan öldürme veya düzenleri bozma şeklinde cereyan etmiyor. Bizdeki gibi adalet düzenleri ve hapishane sistemi yok. Evet onlar insan ve bizim gibi tuvalet disiplinine sahipler yani dışkılıyorlar. Ama kendilerini kontrol altında tuttukları için bu konuda bizlerdeki gibi sıkıntıya veya problemlere sahip değiller . Son olarak kendisine “bu Celse odasına kendisini ışınlayıp gelebileceğini” söylüyorum. Bu, teorik olarak mümkün ama pratik olarak adeta imkansız. Prensip meselesinden de öte Rab’ bin verilmiş bir emri var. Galip’ i örnek veriyor. “O da gerekirse kendisini yeryüzünde gösterebilir ve O’ nun imkanları bizimkinden kat be kat daha fazla ama O böyle bir şeyi yapmıyor. Neden?” diye soruyor. O zaman işi daha iyi kavrıyorum. Kısaca şu anda böyle olması gerekiyor. Vakti zamanı gelince biz gideriz. O zaman “Niye geldin” diyecek hâli yok ya. Bu gecelik bu kadar. Ailesine selam iletiyorum.

Celse 4-5

Celse 4

Bu akşam tamamiyle Üstadımızın Muzaffer Kınalı’ nın yüksek varlığı ile konuştum. Dünyanın ve Ülkemin sorunlarını sordum önce Bir bütün olarak cevap aldım: “Dünyanın bir cehenneme dönüştüğünü, bu cehennemi topyekün değiştirme arzusu ve çalışması içinde olduklarını, arzularının dünyasal bir arzu olmadığını ve sonuç doğurduğunu” söyledi. Hayırlı olaylar içinde Agartalılar bize yardım edecekler, kendi bilgilerini ve tekniklerini bize vermeyecekler fakat bize yol yordam gösterecekler. O çağda doğru ve yanlış birbirinden ayrılmış olacak ve yeryüzünde artık yanlışın yapılmasına izin verilmeyecek. Çünkü dünyayı cehenneme çeviren biziz, Sebep sonuç yasası işliyor. Bu hal ancak bir süre devam edecek. İnsanlar artık yanlışa sapmayacaklar. Çünkü doğrular öyle bir ortaya çıkacak ki, insanlar bundan ibret alacaklar. Semiyun’u soruyorum: “Sizi bu çalışmanın içine iten yine biziz.” diyor. Üstadımız. Umarım bundan almamız gereken nasibi alırız. Semiyun’ un da pek değerli bir varlık olduğunu hatırlatıyor.
Celse 5

Bu gece genel olarak Semiyun kardeşim ile görüştüm. Aşağıda arz ediyorum:

Onlarda da evlilik kurumu var. Ama onlar bu kurumu karşılıklı güvensizlik ortamına dayandırmamışlar. Bu nedenle garanti için herhangi bir kağıda imza atmıyorlar. Kaderleri icabı neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Bir araya geliyorlar ve evlilik hayatı yaşıyorlar. Bu yaşantıdan ancak hayır ortaya çıkıyor. Birkaç yüzyıllık hayatları boyunca bir kere de evlenen var, yüz kere de. Ama bu, bizim nefsani ve cinsel yaklaşımımızın çok dışındaki bir değerlendirme. Onlarda asla kıskanma, nefsani yaklaşım, çekememe gibi duygular olmadığı için ayrılmalarda toplum düzenini bozucu bir durum yok. Ve ayrılmalar bir kavga veya kötü durum neticesinde olmuyor. Ancak daha yüksek bir hayır için ayrılma oluyor. Onlarda asla aynı anda iki kişi ile evlilik olmuyor. Bu çok ilkel ve nefsani bir düşünce. Bu evlilik tarzı asla dejenere değil ve toplumlarını bozmuyor. Aksi halde zaten bu günlere gelemezlerdi.
Onlar da uykuya ihtiyaç duyuyorlar. Ama örneğin, Semiyun günde en fazla 1.5-2 saat uyuyor. Dolaysıyla bizlerden daha hızlı tekamül ediyorlar. Onlar vücudun yaşaması için gerekli olan ve uykuda bizim aldığımız şarj edici enerjileri uyanıkken de alabiliyorlar ve dolaysıyla daima dinç olabiliyorlar. Yorgunluğu bilmiyorlar. Uykuda varlıkları daha yüksek varlıkları ile bütünlük kuruyor. Bunu kolayca gerçekleştirebiliyorlar. Günlerinin geri kalan kısmını çalışarak ve sosyalizasyon ile geçiriyorlar ama onların çalışma anlayışı ve şekli bizimkinden çok değişik. Onlar çalışırken güzellik, ahenk yaratıyorlar. Mutluluğu yaşıyorlar ve çalışma asla yorucu değil bir zevk, hayatın ta kendisi. “Çalışmak ibadettir” sözünün anlamını yerine getiriyorlar ve daima ibadet halindeler. Birbirleri ile biraraya geliyorlar.

Robotlar kullanıyorlar. Günlük rutin işlerin yanısıra çalışmada ve teknik konularda yaygın bir şekilde bunlardan yararlanabiliyorlar. Robotlarının bir miktar düşünme kapasitesi bile var. Ama duygulardan ve ruhtan yoksunlar. Gerektiğinde bir robotla bile konuşuyorlar. Robotlar değişik şekillerde ve bu şekillerde estetik anlayışı var. Sanatlarını bizimkiler ile karşılaştırmaya imkan yok. Gerçekten sanatları var ve bu sanatlar bizimkilerinden çok değişik. Örneğin; Semiyun kitap okuyor ama bizimkinden çok farklı bir şekilde. Bizim kitaplarımız onlar için ağırlık. Onlar bilgiyi kolayca alabiliyorlar. Bizim kullandığımız şekilde kitap kullanmıyorlar.

Çalışırken veya herhangi bir durumda birisiyle, sözgelimi eşiyle istediği anda yüzyüze görüşebilir. Bunun için saate benzetebildiğimiz, yanlarında taşıdıkları aletleri var ve onu kullanmak suretiyle istedikleri yere anında gidebiliyorlar. Bu aletler daha büyük ana aletler ile ilişkili ve böylece lokal aletleri var. Bu aletler teoride bozulabiliyorlar. Ama sistem öyle bir kurulmuş ki, bozulmalarına imkan yok. Bu imkan ile yeryüzündeki herhangi bir yere anında gidebiliyorlar. Kendi Ekol’ ümüzün bir görevlisi olarak orada doğmuş olabilir. Oranın doğal sakinlerinden biri de olabilir. Bunun önemi yok. Her iki halde de şu anda oranın insanı.

“Üstatlar Heyeti” onların medeniyetlerini yönetiyor. Ama onlar Üstadımız seviyesinde değiller, arada çok çok büyük fark var ve onların Üstadımız seviyesinde olmalarına gerek yok. Üstadımızın görevi ve durumu çok değişik. Ellerinde dünya insanlarının moral, negatif, pozitif durumlarını toplam olarak değerlendiren aletler ve imkanlar var. Daha bilmediğimiz pek çok değer ölçüleri ile insanlığı sürekli inceliyorlar. Hakkımızdaki her türlü bilgiye sahipler ve bu konuda oluşturulmuş çalışma ekipleri var. Bu konu onlar için çok önemli. Dolaysıyla Üstadımız ve ekibinin yaptığı çalışmaların kendi seviylerine uygun olan kısımlarını değerlendiriyorlar ve ellerinde bu hayırlı neticeler var. “Üstadımızdan Allah razı olsun” diyorlar.

Bizim dünyamızın cin toplumu ile ilişki içindeler. Ortak çalışmaları var. Onların yüksek seviyeleri ile ilişki içindeler ve bizim seviyemize uygun alemlerinin görevlileri ile de ilişkideler. Cin toplumu da çok gelişmiş, kendi maddelerinin imkanlarından çok iyi yararlanıyorlar ve çok güçlü, kudretli bir topluluk oluşturuyorlar. Semiyun ile görüşmemizi burada tamamladık.

Celse 46

(27.8.1993)

Semiyum: İyi akşamlar dilerim. Suallerinize geçebilirsiniz.

Soru: İyi akşamlar. Şimdi nispeten size yakın bir bölgede, Aksaray’ dayız. Herhalde bu bölgenin altında şehriniz vardır diye düşünüyorum, ne dersiniz?

Semiyum: Yanlış düşünmüyorsunuz. Bu bölgede çok önemli şehirlerimiz mevcuttur. Ama konu yine de düşündüğünüz tarzda değildir. Yani tam anlamıyla “bu bölgenin altında bir şehir vardır” diye düşünmek doğru değildir. Çünkü genel olarak bütün bu bölge Agarta bölgesidir ve bu bölge içinde birkaç şehrimiz mevcuttur.

Soru: Kapıların olduğu bölgelerde Agarta alanı çoğalıyor mu, genişliyor mu, diğer bölgelere nazaran efendim?

Semiyum: Evet genişlemektedir. Ama bunun ciddi bir espirisi yoktur.

Soru: Bir celsemizde dünyada dolaşan Agartalılardan bahsedilmişti ve bunların insanlara kendilerini belli etmeden dolaşmaları söz konusuydu. Bu nasıl oluyor efendim? Yani, şu bildiğimiz sokakta herhangi bir Agartalı zaman zaman yürüyor diyebilir miyiz?
Semiyum: Diyebilirsiniz. Zaman zaman Agartalılar bu şekilde dünyanın bütün bölgelerinde ve şehirlerinde bir maksat üzerine bulunmaktadır. Sizin onları tanımanız adeta imkansızdır. Bugüne kadar bir olay meydana gelmemiştir. Biz nispeten sizin zaman zaman başvurduğunuz kamufle edici tedbirleri almaktayız. Doğal olarak bizim gelişmiş medeniyetimizin imkanları ölçüsünde yapılan kamuflaj, bu kişileri adeta sizden biri durumuna sokmaktadır. Dolaysıyla sizler asla bu ayrımı yapabilecek durumda olmamaktasınız. ama bazı bögelerde kendi doğal halleri ile Agartalı arkadaşlarımız, kardeşlerimiz dolaşmaktadır. Bu, fiziksel çekiciliğin dışında bir ayrıcalık yaratmamıştır. Onları gören insanlar gerçekten güzel insanlar ile karşılaştıklarını düşünmüşler, bunların Agarta’ dan gelen, başka medeniyete ait insanlar olabileceklerini akıllarına bile getirmemişlerdir. Çünkü dış görünüşümüz sizinkinden herhangi bir farkılık arz etmemektedir. Saç hususu ise tamamen farklıdır. Ama dünyanızda da nispeten bizim gibi başında saçı olmayan insanlar çok fazladır.

Soru: Ama şimdi tamamen saçsız bir Agartalı bayanın insanlar arasında dolaştığını söyleyemezsiniz. O dikkati çeker diye düşünüyorum.

Semiyum: Haklısınız. Bu sözlerim daha ziyade erkekler içindi. Ama bu tür örnekler çok olmuştur ve dünya insanlığının yaklaşımı yukarıda söylediğim şekilde olmuştur. Bayanlar için adeta saç veya buna benzer bir şey kullanmak zaruridir ki, arkadaşlarımız bu tür kamufle edici unsurları sürekli kullanmaktadırlar. Ama bunun ayırt edilmesine gerçekten imkan yoktur. Çünkü kamuflaj adeta mükemmeldir.

Soru: Peki kamuflajın dışında başka yollar var mı efendim?

Semiyum: Evet vardır. Bu sizin anlayışınıza uygun en basit ifade şeklidir. Bizler, sizlerin arasında görünmez bir hale rahatlıkla dolaşmaktayız. Sizleri görmekte, her şeyinizi en yakından incelemekte ama size kendimizi göstermemekteyiz. Bir Agartalının bir anda bulunduğu ortam içinde görünmez hale gelmesi zor bir şey değildir. Bunu hem kendi ruhsal gücüyle yapabileceği gibi, hem de elindeki alete düşüncesi ile anında komut vermek suretiyle vibrasyonel seviyesini bir derece yükselttiğinde, yani vücudunun moleküllerinin birbirinden bir parça ayırdığında sizler için Agartalı o insan görünmez hale gelecektir. Ama onun algılamasında ve gözlemlemesinde hiçbir değişiklik olmayacaktır. Bu çok sık kullanılan bir yoldur. Ama bunu sizin farketmeniz imkansızdır.

Soru: Zannedersem bunun dışında dünyanın herhangi bir yerini evinizden, odanızdan, kısaca Agarta’ dan rahatlıkla, çok yönlü olarak gözlemleyebilme imkanına sahipsiniz efendim?

Semiyum: Bu, konunun bir başka boyutunu ihtiva eder.Sözleriniz doğrudur. Gelişmişlik düzeyimiz buna imkan vermektedir. Bu nedenlerle bizler, sizler hakkında, sizin henüz bilemediğiniz pek çok şeyi bilmeke ve sizi yine aklınıza getiremedğiniz çok çeşitli yönlerden sürekli olarak incelemekteyiz. Bu konu, bahsettiğim gibi bizler için son derece önemlidir ve sırf bu maksada yönelik olarak geniş çalışma gruplarımız oluşmuştur. Bu çalışma grupları siz yeryüzüne gelmediğiniz andan itibaren sizleri sürekli olarak incelemekte, izlemekte ve zaman zaman da sizleri yine farkında olmadığınız bir şekilde hayra doğru yönlendirmektedirler.
Soru: Tabii Adem’ den sonrayı kastediyorsunuz, öyle değil mi efendim?

Semiyum: Sizler için Adem’ den sonrayı kastediyoruz. Ama bundan milyon yıl önce de yeryüzünde yaşayanlar vardı. Onları her türlü incelemeye tabi tuttuk. Bugün de sizlerin dışında yine yeryüzünde yaşayanlar pek çok uygarlığı izlemeye ve incelemeye devam etmekteyiz. Bu maksatlarla hazırlanmış planlarımız, çalışma gruplarımız mevcuttur.

Soru: Şuurlu İnanç’ ta bir bilgi vardı; “Bir dünyadan bir çok dünyalar halinde istifade” konusuydu bu. Yani sizlerin, bizlerin dışında bu dünyada nispeten denizlerin altında olsun, dağların içinde, dışında olsun, gerek bu fiziki bedenlere yakın bedenlerle, gerekse bunun vibrasyonel olarak bir miktar üst veya alt seviyelerdeki yapılaşmalar içinde de yaşayanlar var. Efendim buna bir sınır koymak mümkün mü?

Semiyum: Evet mümkündür. Sözlerinize katılıyorum. Ama fizik bedenli yaşayanları konumuz içinde ele almak daha uygun olur. Bunun dışına çıktığınızda bir anlamda dünyanın da dışına çıkmış oluruz. Sizin dışınızda yine yeraltında, yeryüzünde dağların içinde, denizlerin altında pek çok yaşayan uygarlıklar vardır. Bunların bir kısmının gelişmişlik seviyesi ve şuur seviyesi sizden fazla, büyük bir kısmının ise sizden geridir. Dünyadan sorumlu olan ilahi alem görevlileri tarafından siz insanlardan saklı tutulmaktadırlar. Zamanı geldiğinde bütün bu farklı yaşam biçimlerini tanıma imkanınız olacaktır. Bu konuda biz elimizdeki bilgilerin bir kısmını sizinle seve seve paylaşmaya hazırız.

Soru: Peki efendim daha önce konuşmuştuk: Yaklaşık iki milyon yıldır bu dünyadasınız, Agartalılar olarak bu dünyada yaşıyorsunuz. Gelişmişlik seviyenize bağlı olarak Rab’ bin emri ile yeraltına indiniz ve yeryüzünü bize bıraktınız. Fakat dünyaya gelmeden önce Agartalılar neredeydi? Sözgelimi Samanyolu’ ndaki bir başka gezegende miydiler efendim?

Semiyum: Aslına bakarsanız bir tek gezegenden bahsetmek doğru olmaz. Sayı söylemeyeyim ama gerek Samanyolu içinde, gerekse Samanyolu’ nun dışındaki kendi bedenimize uygun pek çok Agartalılar bugün de vardırlar. Ama tekrar vurguluyorum “Agartalılar” ismi sadece bu dünyada yaşayan bizlere verilen isimdir. Atalarımızın yaşadığı diğer gezegenlerdeki isimler birbirinden farklıdır. Ama bizce en önemli husus hepimizin insan olmamızda yatmaktadır.Bizler insanız ve insanlık çok geniş bir aile olarak kainatta pek çok fiziki gezegende yaşamaktadır. Bizim “A” veya “B” gezegeninden geldiğimizi söylememizin şu anda ciddi bir önemi yoktur. Belki daha sonra hangi gezegenden buraya geldiğimizi söylemek imkanımız olacaktır.

Soru: Ama o zaman şöyle söyleyeyim. Bütün kainatlardaki gezegenlerde yaşayan insan dediğimiz varlığın fiziki kalıbına bir takım farklılıklar var mı efendim?

Semiyum: Elbette vardır ama bunlar onun “insan” olma vasfını zedelemeyecek ufak tefek farklılıklardır. Çok daha faklı bedenler vardır ve zaten onlar insan bedeni olmayıp konumuzun kapsamı dışındadırlar.

Soru: Peki efendim insanlık ilk kez kainatta bir fiziki gezegende mi üredi?

Semiyum: Bu soruya evet veya hayır diye bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü konu sizin dünyasal düşüncenizin bir hayli ötesindedir.

Soru: Peki ne demek gerekir efendim?

Semiyum: Konu o kadar geniş kapsamlıdır ki, şu aşamada bundan bahsetmek bu konuya ışık tutmak açısından faydalı olmayacaktır. Daha ziyade bu, ruhsal çalışmaların konusuna girmektedir. Bizim konumuzun tamamen kapsamı dışındadır.

Soru: Efendim kısa bir celse oldu, daha bir iki sorum olmakla birlikte konu bütünlüğü bozmamak için burada bırakmayı uygun buluyorum.

Semiyum: Bizce de uygundur. En kısa sürede görüşmek ümidiyle iyi geceler dilerim.

Celse 68

(16.10.1994)

Semiyum: İyi geceler dilerim. Suallerinize geçebilirsiniz.

Soru: İnsanlık Altınçağ’a geçerken Agartalıların buna karşı ilgileri ve görevleri nelerdir, o konuda konuşmak istiyorum.

Semiyum: Buyrunuz.

Soru: Efendim, aslında Altınçağ’a geçiş, Yüce Kitabımız Kuran’da yer alıyor ve bu bizim daha önce işlediğimiz, birlikte üzerinde çalıştığımız ayetin, 27/82. ayetin (ki, toplam 19’dur) devamındaki ayetlerde var. Bu bizi ziyadesiyle memnun etti. Hatırlarsanız 82. ayette; “O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dabbe (sudan yaratılmış canlı) çıkarırız. O, onlara insanların ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler” diyordu. Şimdi, Agartalılar yeryüzüne çıkıyorlar ve Kuran’da bu ayette bahsedilen, sembolik olarak bahsedilen ilişki içine giriyorlar. Fakat 83. ayette: “O gün her ümmet içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar, bütün inkarcılar hep biraraya getirilip tutuklanarak ilahi huzura sevk edilirler.” Yani Altınçağ’da, iki binli yıllar arifesinde, “ne kadar inanmayan, yeryüzü sahnesinin terketmesi gereken her ümmetten insan ve cemaat varsa, toplanıp ilahi huzura alırız” diyorlar. Bu dünyayı bıraktırıyorlar. 84. ve 85. ayette de,” geldikleri zaman Allah der, ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız? Zulmetmeleri yüzünden o söz başlarına gelmiştir. Artık konuşmazlar.” Kanalların Altınçağ dediği, Mutluluk Çağı dediği olaya iki bin yılı civarında ve iki bin yılından sonra safha safha geçecek toplu göçüşlere, yeryüzünün artık inanmayanlardan arındırılacağı bir çağa geçişe Kuran bu şekilde yer vermiş. Bu öncellikle böyle yorumluyorum. Sonra sizinle bağlantısına geçeceğim, ne dersiniz efendim?

Semiyum: Yorumlarınız tamamen doğrudur. Biz daha önceki bir celsemizde “Kuran’da herşeyin var olduğunu” söylemiştik. Bu ayetin, okuduğunuz bu ayetlerin birinci dereceden anlamında gerçekten yeni bir çağa geçişten bahsedilmektedir. Ve bu geçişin nasıl olacağı o şekilde belirtilmektedir. Bu ayetleri bu şekilde yorumladığınıza son derece sevinmiş bulunmaktayız. Çünkü birinci dereceden anlamı bunu işaret etmektedir.
Soru: Tabii bu ayetlerin başında Agartalılardan bahseden ayetimiz var; “O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dabbe çıkartacağız ve onlar insanlara gerekeni söyleyecekler” diyor. Ve 83. ayette “O gün ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız.” diyor. Şimdi, bu iki ayet birbirine bağlantılı. Bu toplama işinde Agartalıların rölü, yeri nedir? Yani kısaca Altınçağ’a geçiş olayında Kuran’da var olan bu olayda Agartalılar olarak sizin vazifeli olduğunuz ortaya çıkıyor. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Semiyum: Düşündüğünüzün çok ötesinde biz zaten bu olayın içinde yer almış bulunuyoruz. Uzunca bir zamandan beri Agartalılar olarak her türlü imkanlarımız ile bu geçişin en hayırlı biçimde gerçekleşmesi için hizmet sunmaktayız. Öncelikle bunun bilinmesi gereklidir. Bizlerin son aşamada yeryüzündeki bütün insanların bilgisi dahilinde ortaya çıkacak olmamız vazifemizin görünür hale gelmesi anlamını taşımaktadır. Zaten yaptığımız bu çalışma, dikkat ederseniz bu son devreye denk gelmektedir. Neden biz insanlığa kendimizi bu devirde açıklamak ihtiyacını duyduk? Bunların tamamı birbiriyle bağlantılıdır. İnsanlığın Agartalıları bu şekilde tanıyacak olması en hayırlı yol olarak tespit edilmiştir. İnsanlık bu şekilde kendilerine yaptığımız yardımların idraki içinde tam olarak girecektir. Bizler kendimizi daha önceki celselerimizde belirttiğimiz gibi dünya insanına gösterdikten sonra, onların Yüce Kuran’da az önce ayetlerde okuduğunuz gibi kötü niyetli olanlarının, yeryüzünden ayrılması gerekenlerinin toplanıp yukarı aleme intikal işine karışmayacağız. Açıkçası bir yeryüzündeki bu geçişe fiziki manada yardımcı olmayacağız. Yani insan öldürmeyeceğiz. Bu bizim görevimiz değildir. Bize düşen görev değildir. Ama onların ilahi aleme intikalinde her türlü yardımcı görevleri yapıyoruz. Aslında o olay şu anda bile cereyan etmektedir. Ama ciddi ölçüde, herkesin ciddi ölçüde farkına varacağı toplu geçişler henüz başlamamıştır.

Soru: Şimdi, o zaman göçenlere, geçenlere her yönüyle yardımcı olacakken, kalanlara ne şekilde yardımcı olacaksınız efendim? Ondan bahsedebilir miyiz, burada kalanlarla ilişkiniz nasıl olacak?

Semiyum: Aslında o ilişki şu anda bile başlamış durumdadır. Bir kişiyle de, birkaç kişiyle de olsa başlamış durumdadır. Ve bu ilişki, artık siz insanların yeryüzü sahnesinden çekilinceye kadar devam edecek uzun bir ilişkinin başlangıcıdır. O yönüyle konuya bakarsanız biz yeryüzünde bu çağ değişikliğinden sonra kalacak insanlarla çok yönlü olarak ilişkiye geçeceğiz. Adeta onlara “abilik” yapacağız.

Soru: Ama geçiş sırasında kalan insanlarla ilişkiler nasıl olacak efendim?

Semiyum: Bu konu o kadar önemli değildir. Geçiş sırasında zaten herkes kendi derdine düşmüş olacaktır. İnsanlık bu aşamada zaten maddi manevi problemlerini devam ettiriyor durumda olacağı için bizimle son derece şuurlu ve yapıcı ilişki içinde olmaları beklenmemelidir. İstisnalar hariç olarak konuşuyorum.

Soru: Efendim, Yüce Kuran’da, “O gün her ümmet içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız” deniyor. Biz kendi kaynaklarımızdan biliyoruz ki, 8 milyarın üzerinde nüfus var. Bu şekilde göçtükten sonra kalanlar olacaktır. Onlardan Kuran dolaylı olarak bahsediyor. “Kötüleri tutuklayıp götüreceğimize göre iyiler kalacaktır.” diyor.Önce şunu soralım, efendim bu toplama nasıl olacak? Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?

Semiyum: Aslında bu bizim Agartalılar olarak görevimiz değildir. Bunu az önce söylemiştik. Bu sorunun cevabı yine ruhsal çalışmaların içindedir. İsterseniz konuya bu yönüyle bakalım. Bu soru bizim kitabımızın konusu değildir.

Soru: Şimdi o zaman şöyle bir kavram çıkıyor ortaya. Daha önce yüz yirmi milyon insan kalacağından söz etmiştik. Siz bu sayıyı onaylamıştınız. Bu, şu anda ne dereceye kadar net olabilir efendim? Çünkü insanlığın durumu değişiyor. Bu bilgiyi de biliyoruz. Ne söyleyebilirsiniz?

Semiyum: “Yüz yirmi milyon insan” sözü genel bir ifadedir. Bütün çaba insan sayısının arttırılmasına yöneltilmiştir. Hem bizim, hem ilahi alemin bu yönde çok ciddi çalışmaları olmuştur. Olmaya devam etmektedir. “Yüz yirmi milyon insan” sözünü genel olarak ana hatlarıyla kabul edebiliriz. Ama inşallah o sayıyı daha yukarıya çıkartma imkanı olur. Yüz yirmi değil de yüz elli olur. Ama görünen o ki, daha yüksek rakkamlara çıkmak için insanlığın çok ciddi atılımlar içinde olması gerekecektir.

Soru: Tabi, bu geleceğe yönelik bir bilgi, bir hareket olduğu için daha fazlasını söyleyemiyorsunuz. Aslında kesin sayıyı siz bütün bu aglılamalarınız neticesinde zannedersem biliyorsunuz efendim.
Semiyum: Öyledir ama çok yerde okuduğunuz gibi, bu konularda baştan son söylenemez. Zaten yukarıda söylediğimiz gibi bu bizim çalışmamızın, kitabımızın konusu değildir.

Soru: Efendim, tabi sıkıntı olacak. Bu toplama işinde kuruyla yaş birbirinden nasıl ayrılacak. Bir felaket gelecek, bir bomba atılacak, (misal olarak veriyorum) savaşlar olacak. Bir aileden bir fert ölecek, ötekinden bir fert kurtulacak. Veya denizler kabaracak, dev dalgalar bir ülkeyi istila edecek. Onun içindir ki, insanlar nasıl kurtulacak? Bunlar hep cevap bekleyen, benim zihnimde cevap bekleyen sorular. Yani şöyle tahayyül ediyorum, ben son anda ne bileyim kurtarılması gereken, sözgelimi Agartalıların gemilerine çekilip alınabilir, ışınlamayla bir başka yere alınabilir diye tahayyülatımda bir imaj var. Bu imaja karşı yaklaşımınız nedir?

Semiyum: Hayır, düşündüğünüz gibi değildir. Düşündüğünüz manada mucizeye benzeyen hadiseler söz konusu olmayacaktır. Ama yeryüzünde kalması gereken, kısaca genel olarak “iyi” dediğimiz insanların bu şekilde mucizeyle korunmasına ihtiyaç olmayacaktır. Bunu ilahi alem görevlileri, herşeyden önce Azrail dediğiniz güç rahatlıkla ayarlayabilecektir. Bu konuda hiçbir endişeniz olmasın. Azrail yeryüzündeki insanın canını almak istememişse onu hiçbir güç öldüremez. Kişi kendini öldüremez. Sözgelimi kişi o tür düşünce içinde olamaz. Çünkü Azrail o düşüncesini bile engeller. O iş ilahi alemin, Tanrı’nın vazifeli kıldığı Azrail’in diğer meleklerin koordineli çalışmasının ürünüdür. Bu tür mucizelere, gemilerimize çekmelere gerek kalmayacaktır. Yani Yüce Allah iyi ile kötüyü birbirinden çok rahatlıkla ayırt edebilecektir.

Soru: Bir tarih, toplu göçüşlerde son nokta, son bir tarih mi yoksa muallaklık mı var?

Semiyum: Muallaklık bazı seviyeler açısından vardır. Çok yukarı seviyeler açısından öyle bir hadise söz konusu değildir. Nihayet biz Agartalılar, kendi imkanlarımız ile pek çok tarih öngörebiliriz. Ama müsaade ederseniz size bir tarih vermeyelim. Pek çok kaynakta geçtiği gibi iki bin yılından sonra safha safha Altınçağ’a geçilecektir. Ve safha safha bu geçişler olacaktır.

Soru: Yine akla şu geliyor efendim. Yani bu geçişte ve geçiş öncesinde sizin Agartalılar olarak insanlığa yaptığınız yardımlar, hizmetler gizli olarak yürütülüyor.

Semiyum: Genel olarak öyledir. Ama yeryüzündeki pek çok insan toplu geçişler öncesi sizin yayınladığınız bu kitaplar vasıtası ile Agartalıları tanımış olacaktır. Aslında tanımaya başlamışlardır bile. Doğal olarak az önce sözünü ettiğiniz Yüce Kuran’da bahsedilen ayetler hükmünü icra ettikten sonra safha safha insanlığın Agartalılarla olan ilişkileri artacaktır.

Soru: O zaman Kuran’da az önce sözünü ettiğimiz ayetlerde bahsedilen Agartalıların etkisi şu anda yapılan yardımları ağırlıklı olarak içeriyor efendim.

Semiyum: Öyle söylenebilirse de olayın bizi ilgilendiren yönü; bu vesile ile Agartalıların kendilerini insanlığa gösterip örneklemesi suretiyle insanlığın idrakindeki, fikirlerindeki, görüşlerindeki büyük değişikliklerin ortaya çıkacak olmasıdır. Ayetlerde bu mana da mevcuttur. Şu anda insanlık kendisini dünyanın tek sahibi sanmaktadır. Bizi gördüğü zaman bırakın dünyanın sahibi olmayı, dünyanın çok kısa süreli bir konuğu olduğunu idrak edecektir. Bizim onlara söyleyeceğimiz Yüce Kuran’daki sembolik halde geçen sözler aslında bunlardır. İnsanlık bizi görüp tanıdıkça söylenecek söz ile kastedilen idrak uyanışı devamlı olacaktır. Biz insanlara “siz Kuran’ın ayetlerine inanmıyordunuz” gibi söz ile bir şey söylemeyeceğiz. Onlar bizi gördükçe kendileri alması gereken ibreti, dersi böylece alacaklardır. Kısaca biz kendimizi onlara örnek olarak sunacağız. Böylece ayetin hükmü yerine getirilecektir.

Soru: Peki efendim, Altınçağ’a geçiş ile birlikte Agartalıların ortaya çıkışı ve insanlığa kendini göstermesi arasındaki bağlantıyı Kuran’da peşleşe yazılı olduğu için önemli gördük. Ama neden böyle? Onu tekrar sorabilir miyiz?

Semiyum: Nedeni zaten sorduğunuz sorunun içindedir. Bu köhne, cahil devir işini bitirip yerini bilgiye bırakmaktadır. Bu bilginin içinde Agarta’yı da düşünebilirsiniz. Doğaldır ki, Kuran, Yüce Kitabımız, Yüce Kitabınız bu iki bilginin bir arada olmasını öngörmüştür. Bizlerin, sizlerin bu vesile ile yaptığımız bu iş, Kuran’ın çok ezelden hazırlanmış bu ayetlerinin hükmüne uymaktan başka bir şey değildir. Şuradaki kutsallığı, ilahiyatı, her şeyin ne kadar ince hesaplar üzerine inşa edildiğini sanırım idrak ediyorsunuzdur. Bu yönüyle celsemiz son derece isabetli ve hayırlı olmuştur. Ne sizlerin bizi tanımanız, ne insanlığın yeni bir çağa geçişi hesapsız olmamaktadır ve bu hesap Yüce Kuran’da ta ezelden belirtilmiştir. Bizler insanlık olarak ister dünya insanlığı, isterse Agartalı insanlar olalım, alemlere rahmet olarak en güzel surette yaratılmış olsak bile yine de Allah’ın yüce ilmi karşısında bir zerreden öteye hiçbir anlam ve değer taşımıyoruz. Tabi buradan bizim değersiz, anlamsız olduğumuz neticesine asla varmamanız gerekir. İnsanlık değerli ve anlamlıdır ama bütün değerli ve anlamlı olan yaratılmış her şeyin Allah’a ve onun ilmine karşı kıyası bir zerreden öteye gitmez. Bunu ayrıca belirtmekte yarar vardır.

Soru: İsabetli sözlerinize katılmamak elde değil efendim. Benim bu akşam başka sözüm yoktur. Size iyi geceler dilerim.

Semiyum: Biz de size iyi geceler dileriz.

KAYNAKLAR :

[1] Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, “Türk İslam Düşünürleri”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989, s.59-60.
[2] Ömer Sami Ayçiçek, “Agarta 1”.
[3] Gizli İlimler Kütüphanesi

Leave a Comment