Gizemli Arkeolojik Tarih

Stonehenge

Rate this post

 

Dünyanın birçok yerinde gizemi çözülemeyen yapılar vardır ve bunların içinde en çok bilinenlerden birisi yılda bir milyon insanın ziyaret ettiği İngiltere´deki Stonehenge´dir. İngiltere Salisbury Ovasındaki bu gizemli yapı taştan yatay üst eşikleri bulunan bir daire şeklinde bir yapıdır. Bu yapıyı oluşturan taşlardan bazıları düşmüş, bazıları eğilmiş, bazıları ise toprağa gömülü haldedir. Yapının çevresi bir set ve bir de hendekle çevrilidir.Tahminlere göre ilk Stonehenge 112 büyük ve sayısız küçük taştan yapılmadır, bu taşlar tek tek yontulup dikilmişlerdir. Binlerce yıl öncesinin zor ve ölümcül koşullarında yaşayan devrin insanları neden zamanlarını ve güçlerini bu iş için harcadıkları sırrını halen korumaktadır.

Bilim dünyası içinde sırrını koruyan, gizemi çözülememiş on yer bulunmaktadır bunlar;
1. Mısır Piramitleri
2. Mayaların başkenti Teotiukan,
3. Paskalya Adası´nın heykelleri,
4. Korsika´nın garip heykelleri,
5. Peru´daki Nazca Düzlüğü,
6. İndüs Vadisi´ndeki bilinmeyen kalıntılar,
7. Karaibler´de Bermuda Bölgesi,
8. Zimbabwe´deki bilinmeyen kent,
9. Angkor Vat Tapınağı,
10.Stonehenge.

Bu on gizemli yapının içinde Stonehenge´in farkı, ne olduğunun halen anlaşılamamasıdır. Birbakıma Stonehenge, bir kent kalıntısı, bir mezar, bir heykel veya bir anıt değildir. Stonehenge aslında bunları içine alan herşeydir. Bir saray olabilir, bir tapınak veya gözlem evi, ya da belki dünyadışı zeka tarafından bilinmeyen bir amaçla yapılmış bir yapıda olabilir. İlk bakıldığında belli bir plana göre yapıldığı düşünülemez ama prehistorik çağdan kalan yığma taş örneklerine de tam olarak benzemez. Çünkü onlara göre düzenli ve sistemlidir. Dikkatle bakıldığında, dikey taşları kapatan yatay taşların belli bir eğimle birleştirilip bir dairenin özellikle oluşturulduğu dikkat çeker. Dikey taşların merkezleri şişkin yapılarak bir perspektif yaratılmıştır. Stonehenge´in bir mantığı vardır ama nasıl bir neden? Ama daha önce bu mantığın kimlere ait olduğunu araştırmak gerekecektir.

 

Stonehenge´den söz eden en eski tarihi kayıt, M.Ö. 1’inci Yüzyıl´da yaşayan Yunanlı coğrafyacı Diodorus Siculus´a aittir. Diodorus, küresel bir tapınağın kuzeyde bir ada olan Hyperborea´da yani Britanya´da Güneş Tanrısı Apollon adına yapıldığından söz etmektedir. Diodorus M.Ö. 50´de yazdığı “Evrensel Tarih” adlı kitabında, tapınağın yerini “Kuzey Rüzgarının Ötesinde” diyerek tarif etmekte ve şöyle demektedir; “onların şahane, kutsal bir yerleri vardı bu dikkat çekici tapınak, Apollon içindi, küre şeklindeydi, Ay Tanrısı her 18 yılda bir bu adayı ziyaret eder ve bu süre içinde yıldızlar yine eski yerlerine dönerler.”

Sonraki tanımlar ise Roma döneminden Jül Sezar ve Augustos tarafından yapılmıştır. Diodorus´un küresel tanımı astronomiyi simgelemektedir.Diodorus bu bilgiyi kendisinden 400 yıl önce yaşamış olan Abdera´lı Hecataeus´un kayıp iki eserinden aldığını yazmaktadır.Hecataeus´a göre kuzeydeki bu tapınak 3000 yıllık olup kendisi bu bilgileri Yunanlı yolculardan öğrenmiş, bu yolcular Stonehenge´in taşlarının üzerini kazılı işaretler bırakmışlardır. Gerçekten de 1953´de Miken tipi hançer resimleri Stonehenge´in taşlarının üzerine kazılı halde bulunmuştur. Öyleyse Stonehenge şu an için 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu dev zaman diliminin başlangıcında orada kimlerin, nasıl yaşadıkları hakkında bir bilgimiz şu an yoktur. Çünkü Britanya´da 5000 yıl önce kimlerin yaşadığını henüz bulunmuş değil.

Günümüzde bazı araştırmacılar için hala geçerli olan kuram, 17 Yüzyıl´dan kalmadır; Stonehenge, Britanyalı ve Galli Kelt rahipleri olan Drüidler tarafından yapılmış olduğudur. Hatta, Keltlerin Stonehenge´i kurban yeri olarak kullandıkları da ileri sürülmektedir.  Aslında bugün Stonehenge´in Drüidlerden bin yıl öncesinde yapıldığı artık bilinmektedir. Gerek 17. Yüzyıl arkeologları, gerekse de 20. Yüzyıl´ın başındakiler, Stonehenge´in mimarisinin Roma ve Mısır mimarisine uygun olduğunu düşünmekteydiler, kanıtları da bölgede ele geçirilen buluntulardı.

1808 yılında Arkeolog Sir Richard C. Hoare, Stonehenge yakınlarında prehistorik bir mezar buldu. İçinde bir iskelet, birkaç hançer, taş bir maske, kemik eşyalar ve altın süs eşyaları Bulunmaktaydı. Buluntular Sir Richard´a ve ardından gelen uzmanlara, ilk etapta Britanya dışından geldiği fikrini veriyordu. Bazı uzmanlar ise, Britanya´yı işgal eden istilacıların Egeli yani Miken olduklarını ileri sürmüşlerdir. Ama işin aslına inildiğinde, buluntuların Stonehenge ile ilişkisi pek yoktur, çok daha sonraya aittiler ve gerçekten Ege ve Mısır´la ilişkisi olan Britanyalılar tarafından yapılmışlardı ve yapılan Karbon 14 tarihleme testleri, bazı altın eşyaların Miken döneminden 400-500 yıl öncesine ait olduğunu göstermekteydi. Bu da Stonehenge´in sadece bir dönemine rastlıyordu.

Salisbury platosunda ve daha dışında benzeri 950´den fazla taş yapı ve yığıntı bulunmaktadır. Tümü Yeni Taş ve Bronz Çağları´ndan kalmadır, hiçbirisi de Stonehenge´e benzemezler. Sadece tarım ve hayvancılığı bilen Yeni Taş ve Bronz Çağı insanlarının Stonehenge gibi bir yapıyı yapabilmeleri ise pek mümkün gözükmemektedir. Buna karşın, Stonehenge´in iki mil yakınında ve Durrington Duvarı olarak adlandırılan yerde dairesel ağaç bir yapı bulunmuştur, tarihlemesi M.Ö. 2500´e aittir ve yapım tekniği Stonehenge´e çok benzemektedir.

Stonehenge’i oluşturan yaklaşık dört tonluk taşları nereden ve nasıl getirildiğine yönelik esrar bugün bile gizemini korumaktadır. Çağdaş uzmanlar Stonehenge´in tarihini üç aşamada değerlendirmektedirler;

Stonehenge I.Dönem;
Yaklaşık M.Ö. 2750´den kalmadır ve en gizemli dönemi simgeler. Örneğin taşların çevresinde ne olduğu anlaşılamayan, içinde taş veya tahta izi bulunmayan Aubrey Çukurları adı verilen 56 tane çukur yer almaktadır. Dairenin merkezinden bakıldığından yaz aylarında doğan güneşle aynı hizada olan ünlü Heel Taşı ve bazı hatlar kuzeydoğuya yönlendirilmiştir ve yarım kalan başka kalıntılar vardır fakat kazılar henüz tamamlanmamıştır. Çünkü Stonehenge´in merkezinde ve batı kısmında hiç kazı yapılmayan yerler vardır.

Stonehenge II. Dönem;
MÖ 2000´e aittir. Burada daha iyi bir mimari ve mühendislik tekniği dikkat çeker. Stonehenge II´ün taşları farklıdır ve 300 km.´lik bir yoldan getirilmiştir. Her biri 4 ton ağırlığında olan bu taşların nasıl taşındığı bir diğer açıklanamayan olaydır, taşların yolun yarısını tekne ve sallar aracılığı ile su üzerinde aştığı sanılmaktadır. 82 mavi taş ancak güneybatı Galler´deki Prescelly Dağları´ndan çıkmaktadır. Aynı mavi taşlardan yapılan taş baltalar, İngiltere´nin birçok yerinde bulunmuş ve bu taşın kutsal olarak tanımlandığı tespit edilmiştir. Mavi taşlı, Stonehenge II´nin batı yanı yarım kalmıştır, bu kadar emekle taşınıp getirilen taşların yapımının neden birden ortada bırakıldığı hala bilinmiyor, belki de daha kapsamlı bir yapı tasarlanmış ama gerçekleştirilememiştir.

Stonehenge III.Dönem;

Tahminen MÖ 1750´lere aittir. Mavi taşlar sökülmüş yerlerine Sarsen denen taşlar yerleştirilmiştir. Fakat ardından mavi taşlar yeniden getirilip, sarsenlerin ortasına dairevi biçimde dikilmiştir. Sarsenlerin her biri yaklaşık 50 tondur. Bunların taşınması da ayrı bir mucizevi olaydır. Sarsenler, 40 km. uzaklıktaki Marlborough Downs´dan getirilmiş, ana kayalardan kesilmeleri için çatlaklardan yararlanılmış. Çatlaklara tahta kamalar sokularak ıslatılmış, sonra bu kamalar şişince taş parçalanmıştır.

Prof. R.J. Atkinson, böyle tek bir taşın taşınabilmesi için 1500 insanın birkaç hafta çalışması gerektiğini ve bütün iş için 6 yılın gerektiğini belirtmektedir. Sarsen “Yabancı” anlamına gelen bir sözcüktür. Taşların getirilip şekillendirilmesi için bugünkü metodlarla on taş ustasının, 2,5 yıl çalışması gerekmektedir. Cilalama ve üst eşiklerin yapılması ise çok daha uzun bir zaman alacaktır. Kaldırılıp dikilmesi konumlarının ayarlanması ciddi bir mühendislik yeteneği gerektirmektedir. Bugünkü hesaplara göre bir tek sütünün kaldırılabilmesi için yaklaşık 1000 adama gereksinme olduğu tahmin edilmektedir. Dairenin stabil dengesi, her bir sütünun dengesine bağlıdır ama bir diğer gizem zeminin durumudur. Stonehenge´in yapıldığı alan kuzeybatıya eğimlidir, bir tarafla öteki taraf arasında zeminde 213 cm. fark vardır, zemin böyleyken yapılan ve binlerce yıldır ayakta duran Stonehenge´in ciddi bir mühendislik eseri olduğu nu söyleyebiliriz.

 

Tüm bu çalışmalar için usta işçiler gerekmektedir. İşini çok iyi bilen usta bir mimarın yönetiminde çalışan binlerce insan topluluğu. İlk inşacıların MÖ 2500-3000´lerde yaşayan “Yeldeğirmeni Kültürü” insanları oldukları sanılmaktadır. Stonehenge III´ün ise, sanatkar olarak tanınan “Wessex İnsanları” tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

Stonehenge II, dönemiyle ilgili olarak, bölgede bulunan yemek artıkları, çakmaktaşı gibi kalıntılar bize burada dönemsel bir yaşamın olduğunu ve Stonehenge´in kutsal bir yer olarak ziyaret edildiğini de göstermektedir. Ama son otuz yılın geçerli inancı, Stonehenge´in bir gözlemevi olduğudur, hatta ilginç bir tanımla prehistorik bir bilgisayardır. 1740´da “İngiliz Drüidlere Verilen Tapınak; Stonehenge” adlı kitabı yazan William Stukeley, yapının doğrudan güneş ışığını gösterdiğini yazmıştır.

Daha ilginç ve fantastik bir yaklaşım ise, Stonehenge´in evrenin merkezini gösterdiği şeklindedir. 1901´de Sir Norman Lockyer, 1963´de Boston Üniversitesi astronomlarından Gerald Hawkins, Stonehenge´in astronomik bulguları gösterdiğini eserlerinde belirttiler. Astronominin en büyük isimlerinden Sir Fred Hoyle, Hawkins´le beraber, hasat ve festival dönemlerini gösteren bir takvim olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıyeten Stonehenge´in özel yapısıyla Ay´ın hareketleri de izlenebiliyordu.

Ay, aylık klasik hareketlerinin dışında, 18-61 yıllık değişken bir periyodda ek bir hareket de yapar, Stonehenge´i yapanlar bunu da bilmekteydiler. Altı sıra halindeki 40 delik, Ay´ın tüm hareketlerini göstermektedir. Bu anlamda Stonehenge, okuma yazma bilmeyen insanlara gök hareketlerini açıkça ama simgesel olarak anlatmaktadır. Hawkins, Aubrey denen 56 deliğin aynı zamanda da Ay ve Güneş tutulumlarını da gösterdiğini belirtmektedir.

Hawkins´in iddiasını 1954´de “MÖ 2000´de Tutulmalar” adlı kitabında Van Der Bergh kanıtladı.Diodorus´un sözünü ettiği Ay Tanrısı´nın geldiği 19 yıllık süre işte buydu. Stonehenge üzerindeki kış ayının doğma süresi de 19 yıldı; daha doğrusu 18.6 yıldı. Stonehenge rahipleri, ayı izlemek ve Ay tutulumunu önceden bilmek için bu süreyi kullanmışlardı ama hata yapmamak için bu süreye kesin bağlı kalmadılar. Üçlü aralık devresi denen sistemi kullandılar yani 19+19+19, toplam olarak 56´yı ve Hawkins´in hesapları Stonehenge Ay olgusunun 56 yılda bir aynen tekrarlandığını kesin olarak göstermektedir.

Sonuç olarak, Diodorus, Stonehenge´in bir astronomi merkezi olduğunu söylerken doğru bir tahmin yürütmüştür. Astronomik yaklaşımlar daha çok Stonehenge I´de vardır, sonraki yapımlarda bu yaklaşım daha azdır. Stonehenge III, daha mistik ve simgeseldir. Astronomik sonuç olarak tüm bu yaklaşımlar geçerlidir ayrıca bilim platformunda destek bulmaktadır ama yeterli değildir. Çünkü bir diğer bilimsel kesime göre ise Stonehenge´in çok daha farklı amaçları bulunmaktadır. Fakat bunlar hala bilinmemektedir.

Eğer Diodorus´a tam olarak inanırsak, Stonehenge bir gözlemevidir ama sadece Güneş´in ve Ay´ın hareketlerini gözlemek için yapılmış olamaz. Çok daha farklı amaçları da olması gereklidir. Yıldızları gözlemek gibi. Ama ne için? Daha da önemlisi, Stonehenge rahipleri bunları nereden ve nasıl öğrenmişlerdi? 5000 yıl öncesinde, hangi zeka böyle karmaşık ve simgesel bir yapıyı inşa ettirdi?

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Son Yayınlananlar

To Top
Loading...