Jül Sezar’ın kafasının gerçek boyutlardaki rekonstrüksiyonu ünlü Romalı liderin kafatasında onu tahmin edildiğinden çok daha farklı gösteren bir deformasyon olduğunu ortaya çıkardı. Rekonstrüksiyona göre Jül Sezar’ın görüntüsünde kazandığı zaferlerin ve elde ettiği başarıların getirisi olduğu düşünülen heybetlilikten pek eser yok.
Hollanda, Leiden’deki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nden uzmanlarca hazırlanan bu üç boyutlu rekonstrüksiyonun arkeolog Tom Buijtendrop’un Caesar in the Low Countries adlı kitabının tanıtımı için kullanılması amaçlanıyor.

Uzmanlar, Jül Sezar’ın antik mermer portrelerini ve Roma sikkelerindeki tasvirlerini üç boyutlu olarak tarayarak kil ve silikondan yeni bir tasvir oluşturmayı başardılar.
Jül Sezar’ın Yüzünün Rekonstrüksiyonu
Buijtendorp, Jül Sezar’ın yeni ve başarılı bir görüntüsünü oluşturmak için yüz rekonstrüksiyonlarında geniş deneyime sahip arkeolog ve antropolog Maja d’Hollosy ile çalıştı.
Çift, birbirlerine çokça benzeyen iki antik mermer büstü çalışmalarının temeli olarak aldı. Bu eserlerden biri Leiden’deki müzede korunuyor. Jül Sezar’ın bu büstü hasarlı olarak ele geçirilmiş ve ne yazık ki alnında, ağzında ve burnunda kayıp parçalar bulunuyor.

Uzmanlar, bu eksiklikleri Roma’nın güneyinde yer alan antik bir kazı alanı olan Tusculum’da gün yüzüne çıkarılmış ikinci bir mermer portreyle, Tusculum büstüyle, tamamlamaya karar verdi. Tusculum büstü Turin Arkeoloji Müzesi’nde yer alıyor.
D’Hollosy’nin çalışma kapsamında her iki büstü de üç boyutlu olarak taradığı, detayları birleştirdiği, daha sonra büstün üst katmanını çıkardığı ve daha gerçekçi bir görünüm elde etmek için kil ve silikon kullandığı bildiriliyor.
Tarihi kaynaklarda Jül Sezar’dan siyah gözlü, seyrek ve yer yer ak saçlı bir adam olarak bahsediliyor. Uzmanlar Jül Sezar’ın, öldükten sonra yapılan tasvirlerinin tersine, pek fazla saçı olmadığını belirtiyor.
Jül Sezar’ın anormal bir kafası vardı
Heybetli olmayan görünümünün yanı sıra, Jül Sezar’ın kafatası da anormal derece büyüktü.
Buijtendorp konu hakkında, “Kafasında bir çıkıklık vardı. Doktorlar böylesi bir durumun zorlu geçen bir doğum sırasında olduğunu söylüyor. Bu, sanatçının icat ettiği bir şey değil. O dönemde gerçekçi portreler revaçtaydı” diyor.

Romalı diktatörün kafasının tam olarak nasıl deforme olduğu belirsiz. Yaygın inanış, Jül Sezar’ın sezaryen doğumla dünyaya geldiği, operasyonun da ismini buradan aldığı yönünde. Ancak, tarihi kanıtlar bu söylentide bir doğruluk olmadığını gösteriyor.
O dönemde, sezaryen doğum yalnızca ölmüş veya ölmekte olan annelere bebeği kurtarmak ve büyümeyi çok isteyen Roma cumhuriyetine bir fert daha kazandırmak için yapılıyordu. Jül Sezar’ın annesi Aurelia ise oğlunun Britanya seferini görecek kadar uzun yaşamıştı.
Kafatası deformasyonları bazılarınca düşünüldüğü kadar nadir bir durum değil. Yeni doğmuş bir bebeğin kafatası, kafa kemiklerinin arasındaki açıklıklar sebebiyle oldukça yumuşak ve kolaylıkla şekil değiştirebilir haldedir. Bu, bebeğin doğum kanalından itilmesini kolaylaştırdığı gibi beynin daha hızlı büyümesine de yardımcı olur. Doğum sırasında bebeğin kafasına uygulanacak herhangi bir güç kolaylıkla deformasyonlara yol açabilir.
Erken dönemlerde bile, bazı medeniyetlerde bebeklerin kafatası kasten deforme edilebiliyordu. Neandertallerin 45.000 yıl önce böyle yaptıkları düşünülüyor. Avrupa, Asya ve Orta Amerika boyunca diğer kabileler de çeşitli amaçlarla ve formlarda kafa deformasyonları uyguluyordu.
Jül Sezar’ın kafasındaki deformasyonun ise doğal olarak oluşmuş olması muhtemel.
Rekonstrüksiyon Ağustos ayına kadar müzede sergilenecek.
Kaynak: http://arkeofili.com/uc-boyutlu-rekonstruksiyona-gore-jul-sezar-sanilandan-cok-farkliydi/