Home Kişisel Gelişim Huzur: Altın Kural ve Sen

Huzur: Altın Kural ve Sen

by Volkan Burnaz
0 comment 70 views

Julia Jablonski

Küçükken, büyükannem bana hayatta bir tane temel kural olduğunu ve diğer tüm kuralların buna dayandığını söylemişti. Sonra gözlerimin içine bakarak oldukça ikna edici bir tavırla şöyle dedi, “başkalarına, onlar sana nasıl davransın istiyorsan öyle davran.” Yıllar içinde büyük bir haz duyarak keşfettim ki bu temel manevi kural birçok inancın ve manevi öğretinin temelini oluşturmaktadır.

İncil’de, “İmdi, insanların size her ne yapmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle yapın; çünkü şeriat budur, peygamberler de”  yazmaktadır. (Matta, 7/12)

Talmud’ da şöyle der, “Sana hoş gelmeyen bir şeyi, başkalarına yapma. Bütün kural budur, gerisi yorumdur.”  (Shabbat, 31)

Hindular bu konuda şunu der: “Bütün vazifen şudur: Sana yapıldığında acı çekmene neden olan hiçbir şeyi başkalarına yapma.” (Mahabharata 5, 1517)

Budistler ise şöyle söyler: “Sana kırıcı gelen bir şeyi başkalarına yapma.”  (Udana Varga 5,18)

Konfiçyüsçülerin fikri ise şu sözden anlaşılmaktadır: “Şüphesiz ki iyiliğin kuralı şudur: Kendine yapılmasını istemediğini başkalarına yapma.” (Analects 15, 23)

Taoistler ise şöyle söylemektedir “Komşularının kazançlarını kendi kazancın, kayıplarını da kendi kaybın gibi gör” (T’hai Shang Kan Ying P’ien)

Zerdüştlük dini mensupları ise “kendi için iyi olmayan bir şeyi başkasına yapmaktan alıkoyan bir doğa iyidir” der.(Dadistan-I-dinik 94)

Müslümanlar ise “Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de isteyene kadar hiçbiriniz gerçek bir inanan değilsiniz” der. (Sünnet)

Bu altın kural gerçekten bütün dünyayı kapsayan birleştirici bir değerdir. Dünyada nereye giderseniz gidin, kendinizi bu değerler doğrultusunda yaşamaya çalışan bir grup insan arasında bulursunuz. Bu çok rahatlatıcı bir düşünce! Belki de bu değer insanları  “insan” yapan değerdir. Bizlerin bir doğru ve yanlış anlayışı vardır ve yalnızca kendimiz için değil başkaları için de doğru olanı bulmaya ve uygulamaya çabalarız. Merhametin temeli de budur.

Öyleyse bu evrensel Altın Kural “doğru olanın” özü olabilir mi? Neden başkalarına kendimize davrandığımız gibi davranmalıyız?  Daha derin ve gerçek bir düzlemde, belki de bir “başka” kavramı olmayabilir. Belki de başkalarına yaptıklarımızı, gerçekte kendimize yapıyoruz.

Albert Einstein’ın söylediği gibi: “Bir insan; evren olarak adlandırdığımız bir bütünün parçası, zamanda ve uzayda sınırlı bir parçadır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını, diğerlerinden ayrı olarak deneyimler ki bu aslında şuurunun bir çeşit oyunudur. Bu oyun, bizler için bir çeşit hapishanedir, bizleri kendimiz için istediklerimizden ve bize en yakın olan birkaç kişiye göstereceğimiz sevgiden alıkoyar. Görevimiz; tüm doğayı ve üzerinde yaşayan bütün canlıları kucaklamak için şefkat çemberimizi genişleterek kendimizi bu hapishaneden kurtarmak olmalıdır.”

Bizler tüm yaşamın altında yatan birliğin farkına giderek daha fazla varıp, düşüncelerimizi ve eylemlerimizi diğer canlılara olan şefkat ve değer verme duyguları ile birlikte bilinçli olarak tartmaya ve seçmeye başladığımızda, er ya da geç kendi yarattığımız bariyerlere çarparız.
İşte burası “kendi kendimizi” Eden Bahçesi’nden (Eden Bahçesi: İncil’in Genesis bölümünde Tanrı’nın yaratmasından sonra Âdem ve Havva ‘nın yaşadıkları, tasvirleriyle cenneti anımsatan bahçe.) uzaklaştırdığımız, kendimizi kusursuzdan ve ilahi olandan daha aşağıda gördüğümüz yerdir.
Eğer başkalarına da kendimize davrandığımız gibi davranırsak, birçoğumuz o büyük sevgi, şefkat, sabır ve sevecenlikle hareket edemeyiz.

Ruhsal arayışın temelinde, daha yüksekte olan ile bağlantı kurma; insanlığı yükseltme, başkalarına hizmet etme, bu keyifli ve anlaşılmaz dünyada pozitif bir etki yaratma isteği yatmaktadır. Öyle sanıyorum ki bizler başkalarını ancak kendimizi çıkarabildiğimiz bir noktaya çıkarabiliriz.
Bu nokta, derinlerimizde gerçekten kim olduğumuzu kabul ettiğimiz, başkalarını oldukları gibi kabul edip sevebildiğimiz noktadır.

Bu nokta, kendimize karşı nazik ve anlayışlı, başkalarına karşı kibar ve sabırlı olabildiğimiz noktadır.  İçimizdeki sevginin ve kendi yüreğimize olan anlayışımızın sınırlarını genişlettikçe, tüm canlılar için yeniden Bahçe’ye giden yoldaki dikenli bitkileri temizlemiş oluruz.

Şuurlu ruhsal yol, temelinde, kendi ilahiliğimizi tanımak; şu anda olduğumuz kişinin özünü sevmek, “bütün”  deki tanrılığı görebilmek, sevgiyi derinden bilmek gibi gerçek inançlarımızı ve duygularımızı onurlandırma ihtiyacını ve amacını barındırır.

“Eğer peygamberliğim olursa ve bütün sırları ve her ilmi bilirsem ve eğer dağları nakledecek bütün imanım olursa, fakat sevgim olmazsa, bir hiçim.” (1. Korintoslulara, 13/2)

You may also like